Pages

22 Aralık 2014 Pazartesi

BEN, OSHO ve ÜSTÜN DÖKMEN



"Ben" olmayı becerebilmek ne kadar zor bir iş şu hayatta. 
İlk etapta ne alaka ben "BENİM" diyebilirsiniz. Ben sizin kadar emin olmamakla birlikte diyordum ya da demeye çalışıyordum. Ta ki Osho'yu okuyuncaya kadar. Sizlerde bende herşeyin farkında olamıyoruz, olmuyoruz. Ikinci veya üçüncü şahısların baktığımız şeyleri görmemizi sağlaması gerekiyor. 

Son dönemde özellikle "ben"lik kavramı diye birşey kalmadığından ziyade kıtlığa doğru gidiyor. Çünkü seviyoruz "ben" olmamanın rahatlığını. İnşaallah, maşaallah ,fesuphanallah diyerek ya da şarkının dediği gibi "hayat,beni neden yoruyorsun?" diyerek sorumluluğu birilerine atıyoruz. Sistem bunu gerektiriyor, evet demek hayır demekten daha çok yol almanı sağlayabilir. Ama ne kadar az sorumluluk alırsan o kadar ben olmaktan uzaklaşıyorsun. Söyleyecek sözümüz bile kalmıyor. Nasip, kısmet, hayırlısı,eyvallah demek zorunda kalıyoruz. Ne diyelim, başa gelen çekilir diyoruz. Senin için yapmıştım, sizin istediğiniz gibi gerçekleştirdik gibi sözlerle artık iyice "ben" olmaktan uzaklaşmaya başlıyoruz. 

En kötüsü de ne biliyor musunuz sevgili dostlar, kendimizde kanıksayıp fark edemediğimiz kaybımızı geleceğimiz yani çocuklarımızda görmek veya kuşak çatışması ortamında kalmaktır. Herkes yaşıyor yada görüyordur çevresinde ,gündelik hayatın içinde belki de ailesinde. Sürekli olarak "sen ne pısırık çocuksun", "ben sana böyle mi öğrettim", "bak Ahmet'in oğluna..." gibi sözlerle çocuklarımıza karşı saldırıya geçeriz. Karşımızdakinin yani çocuklarımızın aynamız olduğunun bizlerin tecellisi olduğunun ya farkında değilizdir yada işimize öyle geliyordur. Küçük Şeyler'in yazarı Üstün Dökmen'de hep der ya Anadolu'da   Insanları soyisimleri ile değerlendirirsek genelde hep tersi olduğunu görürüz. Hiç korkak, ılımlı , uslu gibi soyadlara rastlamayız . Yilmaz, Korkmaz, Sert, Kaya , Demir vs en sık karşılaşılan soyadlar değil midir?

"Ben" olamadıkça da içe dönüşümüz toplumca hızlanmaya başladı. Yapraklarını açmayan çiçek gibi sürekli koruma altında kalmak, sürekli zırhımızı kuşanmış olarak bulunmak istiyoruz. "Karizmatikte gösteriyor yalan mi itiraf et" dediğinizi duyar gibiyim ama gerçeğin böyle olmadığını, karizma takılmanında bir zırh olduğunu unutmayalım. Herkese heryerde gülümsüyoruz. Ama herkesin yanında, her yerde ağlayamıyoruz . Yanında ağlayabileceği dostu olabilenlere ne mutlu. Ne mutlu çünkü bu erdemden yoksun kalıp ilaçlarla, para karşılığı psikoterapistle seans süresince konuşmak zorunda kalmıyorlar.

Ağlamak , hayır demek, sorumluluktur. Kişiyi insan yapan, var eden duygulardır . Insanı güçlü kılar. Hayata karşı eğilmeden dimdik kalmamızı sağlar. Benliğimizin, akıp giden hayatın, farkına varalım. Keşke demek zorunda kalmayalım. Yukarda da belirttiğim gibi aynamız, geleceğimiz çocuklarımıza güzel örnek, güzel rol-model olabilelim. Onların benliğini fark etmelerini ve kaybetmemelerini sağlayalım.

Ben iğneyi batırdım, çuvaldızı batırmak manasında değerli yorum, eleştiri ve paylaşımlarınızı bekliyor ve rica ediyorum


Sevgiyle, muhabbetle ... HOŞÇAKALIN 

1 yorum:

  1. ABD, Iowa Şehrinde bulunan Iowa Lutheran Hastanesi'nden bir temsilciyim ve hastane yönetimi tarafından internete nasıl işler yaptığımızı ve insan organlarının alınıp satılması için bir yıl daha başladıklarımı bildirme fırsatı veriyorum. böbrek, Bu teklifle ilgileniyorsanız, lütfen aşağıdaki e-postayla bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin: Bağışçılarımıza iyi miktarda para telafi ediyoruz ve biz organlarda Cerrahi uzmanıyız ve bir bağışçı olarak risk yok. o.
    Ve bu bizim e-postamız:
    iowalutheranhospital@gmail.com
    Ayrıca, whatsapp +1 929 281 1248 numaralı telefondan bizi arayabilir veya bize ulaşabilirsiniz.

    YanıtlaSil