Kelebekler hayatımıza renk katan
canlılardandır. Görsel manada insanın yaşadığı için mutlu
olduğu anlar sağlarlar insanoğluna. Reklam müziğinde dediği
gibi renk hayattan alınınca geriye bir şey kalmıyor. Geçenlerde
sevgili baldızım Dönay ile sohbette bu konuya geldi laf. Onun
üzerine böyle bir yazıyı yazmak düşüncesi hasıl oldu.
Kelebekler her bakış açısına göre
misyon yüklenen canlılardır. O gün mutsuzsundur, renkleriyle
gözlerini üzerinden alamadığın bir kelebek gelmiş ve yakınında
bir yere konmuş öylece duruyordur. “Kelebekler duygusal
yaratıklardır, narin ve kırılgandır.” ,der ve kendi
depresyonumuza tuz biber ekeriz. Can sıkıntımız bir misli daha
artar. Başka bir insan vardır, o gün aldığı sevinçli bir
haberden ayakları yerden kesilmiştir. O' nun kelebeğe yüklediği
misyon ise daha bir ayrıdır. Sadece daldan dala, çiçekten çiçeğe
neşeyle gezen bir peri kızı gibi görür. Hatta İstanbul'da
bulunduğum süreçten hatırlarım, çoğu bayan arkadaşımın ya
kelebek dövmesi vardı ya da kelebek motifli bir aksesuar mutlaka
yanlarında taşırlardı. Demek istediğim o ki kelebeğin bir
tılsımı, bir büyüsü vardır. İnsana bir ambiyans katar.
Edebileştirir bizi. Ondandır ki kelebeklerle ilgili nice sinemalara
senaryolar yazılmıştır, kelebekler sonsuza uçar, madam
butterfly, kelebek etkisi gibi.

Bu kadar misyon yüklenmiş bir
canlının bir gün yaşıyor olarak düşünülmesi yine bir
ironiden ibarettir. Bizlerin yazdığı bir masaldır. Ama masal
hepimiz için güzel ve kabul edilebilir olduğu için hiç birimizde
bugüne kadar itiraz etmeyiz bu olguya. İnançlarımızda da vardır
zaten iyinin, güzelin ömrü çok uzun olmaz diye. Her ne olursa
olsun yine diğer canlılar gibi anını biz insanoğulları gibi
dertle tasayla geçirmediğine, ona verilen görev bu dünyada neyse
hepsini yerine getirdiğini görürüz. Bir de bu duyguyu bir gün
için yaptığını düşünmek insana bol baharatlı bir parfümün
etkisi alanına girme hissi verir ve zaman geçtikçe koku daha da
albenili bir hal alır.

Bu yazıdan bize çıkan hisse ise
mutlu olmakta, mutsuz olmakta bizim elimizde. Hatta omuzlarımızda .
Omuzlarımızı yukarı kaldırırsak mutlu(bazılarının tarifine
göre dik tutmak), düşük tutarsak mutsuzuzdur. Bir insana, bir
olaya, bir sonuca adanmış mutluluklar kısa ömürlüdür ve
sonunda hüsran bizi beklemektedir. Her zaman ufuk çizgisine
bakmalıyız. Hayata bir amaç için geldiğimizi unutmayıp, bize
ayrılan sürenin tekrarının olmadığının şuurunda olmalıyız.
Biz mutluluğu bulabilmiş isek auramız içinde kalan
sevdiklerimizede bu feromondan paylaşabiliriz. Kelebek kanat
çırparsa bir başka yerlerde fırtına oluşturabilir. Büyülü
fenerden farklı olarak ben bu etkiyi Anadolu insanına çevirmek
istiyorum. Savaş sonrası dönemi çocuklarına. Ülkede fakirlik
kol geziyor. Allah'tan Türkiye Cumhuriyeti'nin başında tüm
dünyanın hayranlıkla izlediği, sosyolojinin araştırma konusu
yaptığı Mustafa Kemal Atatürk var. O'nun sayesinde yatılı
okullarda Anadolu'nun cevher gençleri öğretmen olmak ve
memleketlerine hizmet etmek üzere evlerinden çıktılar. O cesaret
edemeyen ya da şartlar gereği evinde kalan Anadolu erkeğinin
çocukları amcalarının, dayılarının yanlarına şehirlere
ortaokul lise hatta üniversite okumaya gittiler . Sosyolojide buna
model oluşturma diyorlar ama ben filmin adı gibi ve bugünümüzün
konusu olduğu için “Kelebek Etkisi “ diyorum.
Kelebeğin ömrü bir gündür, o da
bugündür diyorum. Her gününüzün dolu dolu ve mutluluk, huzur
olmasını diliyorum.
Sevgiler selamlar