Pages

28 Temmuz 2013 Pazar

"HİÇ" GÖRDÜN MÜ?


"Hiç"bir şey'dir.
"Hiç", yoktan iyidir.
"Hiç" varlık gösteremedi. Hiç, elle tutulur bir meta mıdır?  Hiç varlık gösteremediyse yanlış kimdedir?
"Hiç" vaktim yok diyen adamın mutlu olma şansı var mıdır, varsa ne kadardır? "Hiç" vaktinin olması için çaba sarf etmiş midir? Ya da bu güzelliği fark etse kendisine her gün " hiç" vakti ayırmaz mı?
"Hiç" kimse ; tanışmak, feyz almak gerekmez mi ?
"Hiç" gördün mü sen hayatında ? Ya da "Hiç" hayal ettin mi?
Herkese inat " bu benim Hiç'im diyebildin mi?
"Hiç" işte


8 Temmuz 2013 Pazartesi

KELEBEĞİN ÖMRÜ BİR GÜNDÜR, O DA BUGÜNDÜR.

Kelebekler hayatımıza renk katan canlılardandır. Görsel manada insanın yaşadığı için mutlu olduğu anlar sağlarlar insanoğluna. Reklam müziğinde dediği gibi renk hayattan alınınca geriye bir şey kalmıyor. Geçenlerde sevgili baldızım Dönay ile sohbette bu konuya geldi laf. Onun üzerine böyle bir yazıyı yazmak düşüncesi hasıl oldu.

Kelebekler her bakış açısına göre misyon yüklenen canlılardır. O gün mutsuzsundur, renkleriyle gözlerini üzerinden alamadığın bir kelebek gelmiş ve yakınında bir yere konmuş öylece duruyordur. “Kelebekler duygusal yaratıklardır, narin ve kırılgandır.” ,der ve kendi depresyonumuza tuz biber ekeriz. Can sıkıntımız bir misli daha artar. Başka bir insan vardır, o gün aldığı sevinçli bir haberden ayakları yerden kesilmiştir. O' nun kelebeğe yüklediği misyon ise daha bir ayrıdır. Sadece daldan dala, çiçekten çiçeğe neşeyle gezen bir peri kızı gibi görür. Hatta İstanbul'da bulunduğum süreçten hatırlarım, çoğu bayan arkadaşımın ya kelebek dövmesi vardı ya da kelebek motifli bir aksesuar mutlaka yanlarında taşırlardı. Demek istediğim o ki kelebeğin bir tılsımı, bir büyüsü vardır. İnsana bir ambiyans katar. Edebileştirir bizi. Ondandır ki kelebeklerle ilgili nice sinemalara senaryolar yazılmıştır, kelebekler sonsuza uçar, madam butterfly, kelebek etkisi gibi.


Bu kadar misyon yüklenmiş bir canlının bir gün yaşıyor olarak düşünülmesi yine bir ironiden ibarettir. Bizlerin yazdığı bir masaldır. Ama masal hepimiz için güzel ve kabul edilebilir olduğu için hiç birimizde bugüne kadar itiraz etmeyiz bu olguya. İnançlarımızda da vardır zaten iyinin, güzelin ömrü çok uzun olmaz diye. Her ne olursa olsun yine diğer canlılar gibi anını biz insanoğulları gibi dertle tasayla geçirmediğine, ona verilen görev bu dünyada neyse hepsini yerine getirdiğini görürüz. Bir de bu duyguyu bir gün için yaptığını düşünmek insana bol baharatlı bir parfümün etkisi alanına girme hissi verir ve zaman geçtikçe koku daha da albenili bir hal alır.


Bu yazıdan bize çıkan hisse ise mutlu olmakta, mutsuz olmakta bizim elimizde. Hatta omuzlarımızda . Omuzlarımızı yukarı kaldırırsak mutlu(bazılarının tarifine göre dik tutmak), düşük tutarsak mutsuzuzdur. Bir insana, bir olaya, bir sonuca adanmış mutluluklar kısa ömürlüdür ve sonunda hüsran bizi beklemektedir. Her zaman ufuk çizgisine bakmalıyız. Hayata bir amaç için geldiğimizi unutmayıp, bize ayrılan sürenin tekrarının olmadığının şuurunda olmalıyız. Biz mutluluğu bulabilmiş isek auramız içinde kalan sevdiklerimizede bu feromondan paylaşabiliriz. Kelebek kanat çırparsa bir başka yerlerde fırtına oluşturabilir. Büyülü fenerden farklı olarak ben bu etkiyi Anadolu insanına çevirmek istiyorum. Savaş sonrası dönemi çocuklarına. Ülkede fakirlik kol geziyor. Allah'tan Türkiye Cumhuriyeti'nin başında tüm dünyanın hayranlıkla izlediği, sosyolojinin araştırma konusu yaptığı Mustafa Kemal Atatürk var. O'nun sayesinde yatılı okullarda Anadolu'nun cevher gençleri öğretmen olmak ve memleketlerine hizmet etmek üzere evlerinden çıktılar. O cesaret edemeyen ya da şartlar gereği evinde kalan Anadolu erkeğinin çocukları amcalarının, dayılarının yanlarına şehirlere ortaokul lise hatta üniversite okumaya gittiler . Sosyolojide buna model oluşturma diyorlar ama ben filmin adı gibi ve bugünümüzün konusu olduğu için “Kelebek Etkisi “ diyorum.

Kelebeğin ömrü bir gündür, o da bugündür diyorum. Her gününüzün dolu dolu ve mutluluk, huzur olmasını diliyorum.

Sevgiler selamlar