Çağımızın en büyük sorunlarının
başında iletişim yetersizliği gelmektedir. Bakarsanız özellikle
başta devlet kurumları olmak üzere çoğu kuruluşun duvarlarında
şikayet kutusu vardır. Memnuniyet veya teşekkür kutusu
göremezsiniz. İyimser bakış açısı ile bakarsak (kuruma empati
yaparsak:)) “hizmet alan kişileri pür memnuniyetle göndermek ana
hedefi olmuş idarecilerin” diye düşünmek lazım. Ama diğer
yandan düşünürsek memnuniyetinizi sadece personele sözel olarak
söyleyebilirsin. İdarecilerin kalıcı, yazılı olarak bundan
haberdar olmak gibi bir isteği yoktur. Çünkü idarecinin
personelini olumlu motive etmek gibi bir isteği yoktur.
Bu anlatığım tabiki sanal bir
hikayeydi ama üç aşağı beş yukarı hepimiz benzer durumlara
maruz kalıyoruz veya maruz bırakılıyoruz. Nedir bu empati ?
Yenilir yutulur bir şey midir? Reçetesi bir ilacı var mıdır?
Sorularının artık yanıtı “evet” olacaktır.
Şaka bir yana empati ; hayatımızın
vazgeçilmezi duygularımızdandır. Ama yerine getirebiliyoruz ama
getiremiyoruz. Hepimiz empati duygusuna sahibiz. Kimimiz herkes için
empati kuruyor, kimimiz sadece belirlediğimiz insanlara bu hakkımızı
kullanıyoruz.Hepimiz herşeyi düşünmekte özgürüz. Hepimiz
farklı kültürel yapılarda , farklı bakış açılarına sahibiz.
Bu bize ve çevremizdeki insanlara kültürel bir zenginlik katar.
Bunun yanında Yunus Emre de derki :” Bir çeşmeden akan su acı
tatlı olmaya.” . Hepimizin birbirimize danışacağı, destek
almak isteyeceği, onayına ihtiyaç duyduğu konular olacaktır.
Çünkü sonuçta hepimiz insanız. Geldiğimiz yer aynı ve
döneceğimiz yer yine aynı...
Kelime anlamına gelicek olursak empati ;
kendimizi karşımızdaki kişinin yerine koyabilme duygusudur, hatta
zanaatıdır. Zanaatıdır diyorum çünkü empati doğuştan bir
yetenek gibi görünse de bence geliştirilebilir de bir duygudur.
Empati- sempati ikilemine girmeyeceğim ama empati yapan insanlar
arasında bile bir fark olduğunu düşünüyorum. Hepimizin günlük
hayatında ve iş ortamında muhatabı olduğu kişiler vardır.
Mesleğimizde ne kadar empati sahibi olursak o kadar başarı sahibi
olduğumuzu , ne kadar mesleğimizden haz alarak çalıştığımızı
fark ederiz. İnternette gezerken sizlerde karşılaşacaksınız,
sanatla uğraşan insanların empati yeteneğinin daha yüksek olduğu
görülmüş. Bebeklik ve çocukluk döneminde zaruri istekleri
ebeveynleri tarafından karşılanmış bireylerin empati kurma
konusunda daha başarılı bulunmuşlar. Sanal hikayemizde
bahsettiğimiz gibi idareci olmayıp gerçek manada liderlik vasfına
sahip kişiler empati yetenekleri ile güven ortamını
sağlamaktadırlar.
Olaya dini boyutta da bakacak olursak empatinin
bizler için ne kadar önemli olduğunu , bir yaşam felsefesi olarak
kabullenmemiz gerektiği tüm Tek Tanrı'lı dinlerin kitaplarında
bildirilmiştir. Hiç kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti laiklik ilkesi
ile yönetilen bir ülke olma konumunu sürdürmekle birlikte
halkının büyük bir çoğunluğu İslam Dini'ne mensuptur. İslamda
empati yoğun işlenen bir konudur. Yoksula, güçsüze, hastaya,
akrabaya yardım edilmesi hususunda; telafi edilebilir hatalarda
hemen hiddetlenmemiz ve hatta kendi hatalarımızda kendimize daha
acımasız olmamız gerektiğini bildirir.
Empati ile aile içi olsun iş dünyası olsun
çevremizle olsun ilişkilerimiz daha sağlam temellere oturacaktır.
Hayat daha güzel olacaktır. Empati biyoenerjimizinde yükselme
vesilesi olacaktır. Bir diğer husus ise empati konusunda -tabi bu
benim şahsi fikrim- önceliğimiz aile içi olmasıdır. Aile içinde
empati sağlayamayıp dış çevrede bunu başarıyor isek birşeyler
ters çalışıyor demektir. Sonuçta insan bunu içinde
hissedecektir. Düşüncelerimizin tersinin de olacağını her an
düşünmeliyiz. Kararlarımızı bu doğrultuda alırsak mutluluk
hep bizimle olacaktır.













