Selam dostlar .
İkinci sezonunu Star TV’de
oynayan bir dizi var biliyorsunuz “Behzat Ç”. Çok zamandır arkadaşlarımla
konuşuyoruz.Benim müptelası olduğum ender dizilerdendir.Malum bende herkes gibi
sadece belgeseller, tartışma programları
ve bilgi yarışmaları haricinde
televizyonu kullanmayanlardanım. Ama Behzat Ç ‘nin benim için ayrı bir yeri
var.Ben İstanbulda yaşıyan bir Ankara’lıyım. Her ne kadar İstanbul’un
güzelliklerini, tarihi dokusunu, yaşam tarzını öve öve bitiremesekde Ankara ve
diğer illerdeki arkadaşlarımıza…
Behzat Ç’yi izlerken bazen bende
kendi kendime soruyorum “neden” diye. Pazar akşamı diziyi izleyemezsem kendimi
kötü hissediyorum.Tekrarını internetten izlemek düşüncesi yanlış geliyor. Ama
yeni bölümden önce geçen haftaki bölümü doya doya izlerim. Düşündüm taşındım fark
ettim ki içimdeki yalnızlığı dolduruyor bu dizi, Ankara’daki geçmiş günlerime
götürüyor beni. Ölüm döşeğindeki insanlar için söylenir ya tüm yaptıkları
yaşadıkları gözünün önünden film şeridi olarak geçer, tıpkı onun gibi bir şey.
Behzat ve Harun karakterini sadece medya aracılığı ile bilsemde, Hayalet,
Akbaba ve Cevcev Cevdet karakterleri çeşitli mekanlardan birebir bildiğim
simalar olması dolayısı ile bu hissi taşıyorum belkide. Bir diğer konuda
İstanbulda yaşayan insan için komik gelebilir ama Ankara’yı avucumun içi gibi bilmemden dolayı
Ankara sokaklarında geçen olayları gördükçe o sokaklar o mekanlar sanki
televizyonun içinden “gel artık” der gibi hissiyata büründürür beni. Bunlar
tabi işin maddi yönü. Bunun yanında İstanbul’da dizinin sevenleri ile
konuştuğumda hemfikir olduğumuz bir noktada dizinin içindeki samimiyet duygusu.
İş içinde bu böyle, bireysel olarak karakterlerin kendi iç dünyalarını
sorgulamaları yaşamaları ve de aşkları içinde… Savcı hanımın Behzat’a söylediği
bir sahne vardır: “Ben seninle iyi günde değil kötü gününde de varım” cümlesi
haftalarca twitter da youtube ve onun aracılığıyla facebookda bomba etkisi
yarattı. Ben o sahnenin üzerine sigaramı çoktan yakmıştımJ . Yeni izleyiciler
kazandırdığı da bir gerçek.
Gerçektende dizideki samimi hava
çok önemli. Dürüstlükten ödün vermemesi, güncel konularıda bir ucundan diziye
katmalarıda övgüyü ve alkışı hak eder bir durumdur. Ekip ruhu Ankara için çok
önemlidir. Kimse kimseyi satmaz ve arkasından konuşmaz. Söylemek istediği bir
şey varsa bir fırsatını bulur ve yalnızken konuşulur. Herkesin birbirinin
yaşına, makamına, bilgisine saygısı vardır. Olayın Ankara’da olması ve oyuncu
kadrosunun öncelikli Ankara ve tiyatro kökenli olması tabloyu tamamlayan
unsurlar olarak görüyorum.
Dizide bir önemli husus da film
müzikleri : “Cem Kısmet ve Pilli Bebek” . Hastasıyım demek istiyorum. Çünkü
Pilli Bebek grubu demek Sakarya Caddesi , Nüans Bar ve sonrasında SSK işhanında
Baraka Bar demek. Benim içinse arkadaşımla Ankara’da ilk dinlediğim müzik grubu
olmasıdır. O gün Nüans da dedimki “Evet Ankara’dayım .İyiki buradayım” . Ankara
bir rock müzik şehridir. Hatta beşiğidir. Hard Rock , Classic Rock, Anadolu
Rock ve hatta gerçek Heavy Metal sadece Ankara’da dinlenir iddia ediyorum. Alternative
Rock müziği diğer illerde de dinleyebilirsiniz. Benim beklide ilk bir yılımın
her çarşamba ve cumartesi günleri özel bir program yapmadıysam arkadaşlarımla
Nüans ve Pilli Bebek dinlemekle geçmiştir. Siyah Beyaz, Malabadi Köprüsü o
dönemki daha albümün çıkmadığı zamanlardan bahsediyorum en hit şarkıları idi.
Şimdilerde son albümede ismini veren “Olsun” dizinin müziği. Ama eski şarkılarıda
bir şekilde aralarda duymak güzel oluyor.
Dizi için yapılan eleştirilere gelince
her söz sahibini bağlamakla birlikte katılmadığımı da bildirmek isterim. Önde gelen
suçlardan birisi “alkole teşvik vermesi” deniyor. Nasıl insanlarız bilmiyorum dolu
tarafından baksana birde sıfır sigara dizide hiç bundan bahseden yok. Kötü adamların
bile sigara içmediği bir diziden bahsediyoruz. El insaf diyorum. Öyle bir
ülkedeyiz ki nargile kafelerde nargile serbest, sigara içmek yasaktır. Neden
diye sorarsanız “nargile bitkisel kabul ediliyormuş, sigara kadar etrafı
rahatsız etmiyormuş”. Buna herhalde sadece Kadir İnanır J .
Ünlü polisiye yazarımıza diziyi
nasıl buldunuz diye sorduklarında O’nun yorumuda ilginç: “Behzat Ç bir polisiye
olamaz çünkü bir kişinin hayatı üzerinde geçiyor dizide süren bir takip dosyası
yokmuş”. O kişinin kitaplarını okumaktan da soğuduğumu bildirmek isterim.
Vel hasılı kelam bu haftayı çoktandır
içimde tuttuğum Behzat Ç dizisine ve ekibine ayırdım ve bu yazının onlara
armağan olmasını istiyorum.
Selam ve saygılarımla

