Pages

25 Nisan 2012 Çarşamba

ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA...


En son ne zaman doğayla bütünleştiğinizi hatırlıyorsunuz? Hala gidip birkaç günde olsa kalabildiğiniz bir köyünüz var mı bir yerlerde? Gitmesenizde görmesenizde o köy hala sizin köyünüz mü? Yoksa sizin olmaktan çoktan çıktı ve metropol köylerine mi mahkumsunuz. Belki de mutlusunuz . Köy hayatı ile uzak yakın ilişkisi kalmamış “bireyler” için doğa, kurumsal bir restoranın olduğu kahvaltının ya da tütsülenmiş etin her aşaması tamamlanmış sadece yemenin kişiye bırakıldığı yerlerden ibaret olmaktan öte hali kalmamıştır. Garip ama gerçek hepimiz bunu yadsımaya doğru da gidiyoruz. Bir zamanlar “kendin pişir kendin ye” restoranlar için lüks kelimesi kullanılırken şimdi değil mangala maşaya dokunmayı dumanını bile istemiyoruz çevremizde.  Durum böyle olunca da doğa da olan biten, yok olan canlılar, hakim kalan canlı türleri hiç ilgimizi çekmez hale geldi.
Daha önceki İstanbul’la ilgili yazılarımda hep martılardan bahsetmiştim. İstanbul deyince camiler, köprüler, kuleler, vapurlar denirde martılardan bahsetmeden olur mu diyebilirsiniz. Benim dikkat çekmeye çalıştığım konu ise biraz evvel de dediğim gibi kaybolan kuşlar ve hakim olan türler üzerine. İstanbulda karga ve martının hakimiyetinin farkındasınızdır. Hatta ben onlara popüler dizilerden birine atfen “Kuşlar Vadisi İstanbul” diye takılıyorum. Martı; sembolik, resimlerde güzel  görüntülenen ve boğaz geçişlerinde simitin yada ekmeğin varsa yanında iyi yol arkadaşı kuşlar. Şehrin hakimi bunlar istedikleri gibi konuşlanırlar istedikleri yerlere pislerler. Halkın yoğun olduğu ve ekmeğin olduğu yerlerde hayatta başka kuş grubunu barındırmazlar. Amma ve lakin farkındasınız yada değilsiniz bu martılarında ağırlıklı olarak gri martı denen nesli ayakta kalmayı başarmış. Beyaz martılar çöple beslenemediği için onların nesillerinde bile azalma söz konusu. Bir diğer konuda diğer semtleri bilmiyorum ama Şişli ve çevresinde artık martılarla ve tabi ki malum gübresi ile mücadeleden bıkmış insanlar yada kurumlar periyoduk ses bombası ile bölgeden uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu durum ilk zamanlar hoşuma gitsede (Napiyim yalan yok ) “ ne olacak şimdi o da gitti neye bakacak İstanbul”  diyorum . Öyle bir hale geldik ki kendimizden başkasını göremediğimiz gibi hayvanlarda bundan nasibini almaya başladılar. Eskiden avcılara laf atılırdı şimdi avcılar ne saygın insanlar haline geldi . Onlar hobilerinin devamı için doğa koruma işi onlara kaldı. Bizler ise ama kimyasallar ama egzoz ve sanayi dumanları ile nesilleri bir bir belki de onar onar yok ediyoruz.  Bu gidişe de dur demeye hiç de niyetimiz yok gibi görünüyor.
Şimdilerde apartmanların çöp konteynerlerine yakın yerlerde kedi ve köpekler için su ve yemek bırakılacak yerler yapıldı. Sahiplenmediğimiz için ama bir kimliği varmış gibi “sokak kedi ve köpekleri” dediğimiz varlıklarımız. Yakında onlarda kalmayacak müjdeler olsun “bireyler” o zaman çocuklarınıza ne göstereceksiniz? Diğer bireylerle kurmadığınız diyaloğu paylaşımı seve seve kabullenecek o canlıların yok oluşu sonrası bizi sırada ne bekler çok merak ediyorum. Komik gelebilir ama her halde bireyin sıradaki hedefi can dostu bildiği tek sırdaşı psikolog ve psikiatrlara sıra gelecek :) 
Düşünsenize bir zamanlar en yakın dostumuz dediğimiz canlılarla mesai bitimi evlerimizde bahçelerimizde sahildeki çay evlerinde kafelerde sesleri ile görüntüleri ile zaman geçirdiğimiz keyf aldığımız, yorgunluğumuzu attığımız kısacası sadece yararlandığımız tüm canlıları yok ediyoruz. Evlerde bir muhabbet kuşu olurdu o bile yok artık. Ses olmazsa susan ama sohbet muhabbet varsa hiç kaçırmayan o sevimli dostlar.
Sanırım bir 3-5 dakika da olsa masadaki işlerimizden uzaklaştık ve gözümüzün önünden sevgili dostlarımız, geniş yemyeşil çayır çimenler(Windows arka plan değil sakın) arkadaşlarla yapılan sohbetler etkinlikler geçti gözümüzün önünden. Öyleyse inşaallah ne mutlu bana. Bir dönem  gazete reklamında kullanılan sloganı bende doğa için kullanarak sonlandırmak istiyorum sözümü : “Tehlikenin farkında mısınız?” .

4 yorum:

  1. herzamanki gibi çok güzel ve keyifli bir çalışma,tebrikler hocam

    YanıtlaSil
  2. Doğal ortam ararız ,ama böcük möcük olmasın isteriz.Yediklerimiz hijyenik ötesi olsun isteriz.kendimiz veya çocuklarımız toprakla temas etsin diye getiririz ama fazla temastan ürkeriz.ben ve abilerim çok şanslıymışız.abilerimin çekirgeleri eline alıp dövüştürmesi,benimse bir kız çocuğu olarak çamurdan yaptığım tadına doyulmaz yemekler.Bizler şanslıymışız sevgili yazarım.Sizin böyle deneyimleriniz oldumu merak ediyorum:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğallık herşeydir. Doğal yaşamak doğada yaşamak önemlidir. Topraktan geldi insan yine toprağa dönecek bu nedenledirki savaşmanın bir yeri yok,toprakla doğayla birlik olmak birlikte olmak huzura varmayı bilmek lazım. Tadını çıkardığınız çocukluğunuzu umarım evlatlarınızada yaşatırsınız. Sağlık dolu günler dilerim ;)

      Sil