En son ne zaman doğayla bütünleştiğinizi hatırlıyorsunuz?
Hala gidip birkaç günde olsa kalabildiğiniz bir köyünüz var mı bir yerlerde?
Gitmesenizde görmesenizde o köy hala sizin köyünüz mü? Yoksa sizin olmaktan
çoktan çıktı ve metropol köylerine mi mahkumsunuz. Belki de mutlusunuz . Köy
hayatı ile uzak yakın ilişkisi kalmamış “bireyler” için doğa, kurumsal bir
restoranın olduğu kahvaltının ya da tütsülenmiş etin her aşaması tamamlanmış
sadece yemenin kişiye bırakıldığı yerlerden ibaret olmaktan öte hali kalmamıştır.
Garip ama gerçek hepimiz bunu yadsımaya doğru da gidiyoruz. Bir zamanlar “kendin
pişir kendin ye” restoranlar için lüks kelimesi kullanılırken şimdi değil
mangala maşaya dokunmayı dumanını bile istemiyoruz çevremizde. Durum böyle olunca da doğa da olan biten, yok
olan canlılar, hakim kalan canlı türleri hiç ilgimizi çekmez hale geldi.
Daha önceki İstanbul’la ilgili yazılarımda hep martılardan
bahsetmiştim. İstanbul deyince camiler, köprüler, kuleler, vapurlar denirde
martılardan bahsetmeden olur mu diyebilirsiniz. Benim dikkat çekmeye çalıştığım
konu ise biraz evvel de dediğim gibi kaybolan kuşlar ve hakim olan türler
üzerine. İstanbulda karga ve martının hakimiyetinin farkındasınızdır. Hatta ben
onlara popüler dizilerden birine atfen “Kuşlar Vadisi İstanbul” diye
takılıyorum. Martı; sembolik, resimlerde güzel
görüntülenen ve boğaz geçişlerinde simitin yada ekmeğin varsa yanında
iyi yol arkadaşı kuşlar. Şehrin hakimi bunlar istedikleri gibi konuşlanırlar
istedikleri yerlere pislerler. Halkın yoğun olduğu ve ekmeğin olduğu yerlerde
hayatta başka kuş grubunu barındırmazlar. Amma ve lakin farkındasınız yada
değilsiniz bu martılarında ağırlıklı olarak gri martı denen nesli ayakta
kalmayı başarmış. Beyaz martılar çöple beslenemediği için onların nesillerinde
bile azalma söz konusu. Bir diğer konuda diğer semtleri bilmiyorum ama Şişli ve
çevresinde artık martılarla ve tabi ki malum gübresi ile mücadeleden bıkmış
insanlar yada kurumlar periyoduk ses bombası ile bölgeden uzaklaştırmaya
çalışmaktadırlar. Bu durum ilk zamanlar hoşuma gitsede (Napiyim yalan yok ) “
ne olacak şimdi o da gitti neye bakacak İstanbul” diyorum . Öyle bir hale geldik ki kendimizden
başkasını göremediğimiz gibi hayvanlarda bundan nasibini almaya başladılar.
Eskiden avcılara laf atılırdı şimdi avcılar ne saygın insanlar haline geldi .
Onlar hobilerinin devamı için doğa koruma işi onlara kaldı. Bizler ise ama
kimyasallar ama egzoz ve sanayi dumanları ile nesilleri bir bir belki de onar
onar yok ediyoruz. Bu gidişe de dur demeye
hiç de niyetimiz yok gibi görünüyor.
Şimdilerde apartmanların çöp konteynerlerine yakın yerlerde
kedi ve köpekler için su ve yemek bırakılacak yerler yapıldı. Sahiplenmediğimiz
için ama bir kimliği varmış gibi “sokak kedi ve köpekleri” dediğimiz
varlıklarımız. Yakında onlarda kalmayacak müjdeler olsun “bireyler” o zaman
çocuklarınıza ne göstereceksiniz? Diğer bireylerle kurmadığınız diyaloğu
paylaşımı seve seve kabullenecek o canlıların yok oluşu sonrası bizi sırada ne
bekler çok merak ediyorum. Komik gelebilir ama her halde bireyin sıradaki
hedefi can dostu bildiği tek sırdaşı psikolog ve psikiatrlara sıra gelecek :)
Düşünsenize bir zamanlar en yakın dostumuz dediğimiz canlılarla mesai bitimi
evlerimizde bahçelerimizde sahildeki çay evlerinde kafelerde sesleri ile
görüntüleri ile zaman geçirdiğimiz keyf aldığımız, yorgunluğumuzu attığımız
kısacası sadece yararlandığımız tüm canlıları yok ediyoruz. Evlerde bir
muhabbet kuşu olurdu o bile yok artık. Ses olmazsa susan ama sohbet muhabbet
varsa hiç kaçırmayan o sevimli dostlar.
Sanırım bir 3-5 dakika da olsa masadaki işlerimizden
uzaklaştık ve gözümüzün önünden sevgili dostlarımız, geniş yemyeşil çayır
çimenler(Windows arka plan değil sakın) arkadaşlarla yapılan sohbetler
etkinlikler geçti gözümüzün önünden. Öyleyse inşaallah ne mutlu bana. Bir
dönem gazete reklamında kullanılan
sloganı bende doğa için kullanarak sonlandırmak istiyorum sözümü : “Tehlikenin
farkında mısınız?” .



herzamanki gibi çok güzel ve keyifli bir çalışma,tebrikler hocam
YanıtlaSilteşekkürler marcusmert
SilDoğal ortam ararız ,ama böcük möcük olmasın isteriz.Yediklerimiz hijyenik ötesi olsun isteriz.kendimiz veya çocuklarımız toprakla temas etsin diye getiririz ama fazla temastan ürkeriz.ben ve abilerim çok şanslıymışız.abilerimin çekirgeleri eline alıp dövüştürmesi,benimse bir kız çocuğu olarak çamurdan yaptığım tadına doyulmaz yemekler.Bizler şanslıymışız sevgili yazarım.Sizin böyle deneyimleriniz oldumu merak ediyorum:))
YanıtlaSilDoğallık herşeydir. Doğal yaşamak doğada yaşamak önemlidir. Topraktan geldi insan yine toprağa dönecek bu nedenledirki savaşmanın bir yeri yok,toprakla doğayla birlik olmak birlikte olmak huzura varmayı bilmek lazım. Tadını çıkardığınız çocukluğunuzu umarım evlatlarınızada yaşatırsınız. Sağlık dolu günler dilerim ;)
Sil